hiçbir şey

Dedemin bana anlattığı dünyayı gerçek sanırdım; büyülü bir yeryüzü. Orada adaletle nezaket kol kola gezer, insanların yüzünde içten bir gülümseme, kalbinde saf bir saygı vardı. Büyükler, küçüklere tatlı hikâyeler mırıldanır, şarkılar söylerdi. Unutamadığım şarkılar bunlar.

Yaşadıkça gördüm ki dedemin dünyası burası değil. Burada hiçbir şey olmuyor çünkü. Hiçbir şey. Bencil insanların kırbaçlarına kondurulmuş öpücükler, tatsız sözcükler peşinde kanat çırpan aşıklar, acının ve yok oluşun alkışlandığı sahneler. Sonra döngüsel perdeler iniyor.

Bu nasıl mümkün olabilir? Duyduğum, yaşadığım ve yazdığım yalnızca bir masal mıydı?

Bir baba tanıdım, çocuklarını hiç sevmeyen. Çocukları ona bayılıyor. Hiçbir şey olmuyor. Bir adam tanıdım, elleriyle bir can almış, korkunç! Dostları onu seviyor, karanlığı unutuvermişler. Çünkü yine hiçbir şey olmuyor. Bir başkası hep yalan söylüyor, güvenilir diyorlar, aldatanlar müşfik biliniyor, kibirliler ulu. Bir başkası çok zalim, masumiyet ismiyle biliniyor, koparıp atıyor sesi, seviliyor, sevmedikçe seviliyor, ittikçe seviliyor? Bu nasıl olabilir? Bencillik, kin, çatılmış kaşlar nasıl bu denli sevilir?

İtibar, sadakat, nezaket, azim, sevgi. Bunların hepsi, dedemin masalından birer parçaymış. Çünkü bu dünya, o dünya değil. Burası orası değil.

Orası neresi, bilmiyorum. Bir zamanlar orada yaşardım. Yıllar beni buraya çağırdı. Sessizce izlerken, hayret içerisindeyim.

Burası tatsız ve kuru.

Gerçek sandığım masal uzaklaşırken, beraberindeki tüm yaşam ateşini de alıp götürdü. Çünkü burada hiç kimseye, hiçbir şey olmuyor. Birazcık oluyor gibi oluyor, oyalıyoruz kendimizi. Ama son perde inince anlıyoruz, aslında yine hiçbir şey olmamış.

Hiçbir şey.

Hiçbir.